hakkımızda                           irtibat           

  Anasayfa   GÜNDEM

 CIHATTA MÜCADELE ŞEKLİ 26.03.2005

İslam’da cihat, Allah’ın gazap ve kahrının tecellisidir, eğer Allah cihad emri vermişse bu cihad emri, kendilerine karşı savaş yapılacak insanların veya topluluğun Allah’ın gazabını kazanmış olduklarının nişanesidir. Cihadın hakikatında, insanları zulüm, şirk, putpererstlik ve fesattan kurtarıp adaleti hakim kılma düşüncesinin yatması, Allah’ın gazap ve kahrının da rahmeti ile iç içe olduğunu gösterir.

“...rahmetim herşeyi kaplamıştır”,[1] ayeti cihadı da kapsar. Cihadın zahiri gazap ve beğenilmeyen görülse de hakikati rahmet ve insanların hayrınadır.

“ Hoşlanmazsınız, size ağır gelir amma düşmanlarla savaşmak, size farz edilmiştir. Bazı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size.”[2]

Mücadelenin her alanında İslam’ın şefkat ve merhameti zuhur etmekte ve diğer ideolojilerle farkını ortaya koymaktadır. İslam silahla mücadeleden önce tebliğ ve dil silahını kullanmayı öngörmüştür. “ Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel birşekilde münakaşa ve mübahasede bulun.”[3]  Resulullah (s.a.a.) risalet görevini yerine getirdiği 23 yıl zarfında olduğu gibi cihad farz edildikten sonra da tebliğ ve dil silahını devamlı savaş silahından önce kullanmıştır ve hatta savaş anında da önce hücceti tamamlamak için düşmanla konuşur onları Tevhide davet eder, nasihatta bulunur daha sonra kabul etmezlerse savaşa başlardı, hatta savaşı başlatan taraf da kendisi olmamıştır.

Resulullah’ın (s.a.a.) Tevhid karşıtı hükümdarlara ve o zamanın padişahlarına göndermiş olduğu mektuplar -bunlar“ Mekatib-ur Rasul” adlı kitapda toplanmıştır-  onları savaşa değil Allah’ın rahmetine; Tevhide davetini içermektedir. Hz.Ali (a.s ) da savaşlar da; hem Resulullah zamanında katıldığı savaşlarda hem de Resulullah sonrası yaptığı savaşlarda kılıcına sarılmadan önce tebliğ eder hücceti tamamladıktan sonra savaşa başlardı hatta kendisi asla savaş ateşini yakmamıştır. Hz. Ali (a.s) savaşlardaki bu tutumu İslam tarihinde ve gayri muslimlerin yazmış oldukları tarih kitaplarında övgü ile zikr edilmiştir.

İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamında belki de en az sözkonusu edilen konulardan biri, İmam’ın (a.s) savaş başlamadan önce ve savaş esnasında hücceti tamamlamak için yapmış oldukları konuşmaların ve yazmış olduğu mektupların mahiyetidir. Kerbela şehidleri de İmam’ı örnek alıp savaş meydanına gittiklerinde kılıçlarına sarılmadan ilahi vazifeleri olan dille tebliği yapmış daha sonra savaşarak şehadet şerbetini içmişlerdir; emevilerin safında yer alan Yezidin ordusuna bazen şiirle, bazen hamasi bir kaç cümle söyleyerek bazen nasihat, bazen ise kıyamet günündeki hesapla korkutarak tebliğlerini yapmışlardır. ( Kerbela kıyamının önemli bir bölümünü oluşturan dil silahının kullanılması ayrı bir zamanda incelenmesi gerekir).

 Herhalükarda İslam’da cihadın ilk merhalesi, savaş hangi aşamada olursa olsun hücceti tamamlamak için hikmetle tebliğ, nasihat ve öğütle hakka davet ve güzel birşekilde münakaşa ve mübahesedir. Resulullah (s.a.a.) siresi ve masum imamların hüccet olan hareket ve sözleri cihadın nasıl yapılması gerektiğini bizlere öğretiyor.

Bunların yanısıra Kur’an’da hakkında bir çok ayet nazil olan ve dinin temellerınden olan “Emr-i bil Maruf ve Nehy anil Münker” hükmü de silahlı mücadeleden önce dil silahının kullanulması gerektiğini ve ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

 Cihadın Önemi

 Allah yolunda cihad, hangi merhalesi olursa olsun ihlasla yapıldığı zaman değer kazandığı gibi cihad zamanı ve yapılan cihadın toplumda bırakacağı etki de önceden bilinmesi gerekiyor. Hakk ve batıl teşhis edildiği zaman cihat zamanını ve yapılan cihadın tesirini belirlemek kolay olabiliyor ama bazen toplumun kültürel, siyasi ve inanç durumu hakk ve batılı belirlemede, onları biribirinden ayırmada elverişli olmayacağından hem cihad zamanını belirleme hem de hakk ve batıl ayırt edildikten sonra cihad şeklini belirleyip vazifeye amel etmek zor olacaktır. Böyle bir durumda hakkı, batıldan ayırıp, cihat metodunu belirleyerek hakkı savunmak için vazifeye amel etmek takdir edilmesi gereken bir cihad olacaktır. Dolayısıyla cihadın temel meselelerinden biri, insanın hassas zamanlarda; hakkın batıla karıştığı, cihadın gerçek manasının tahrif edildiği, insanların dini öğretilerden uzaklaştırıldığı bir zamanda vazifesinin ne olduğunu anlayabilmesidir. İnsanın ne zaman cihat yapması gerektiğini bilmesi ve cihadın merhalelerini tanıması ve bu yolda Allah rızası için mücadeleye azm etmesi cihatta başarılı olmasını sağlayacaktır. Cihad konusunda şu noktalara dikkat edilmesi gerekir;

1- Hakk ve batılın birbirinden ayırtedilmesi,

 2- Cihadın kısımlarının bilinmesi,

3- Cihadın merhalelerinin bilinmesi,

4- Cihadın zamanının bilinmesi,

5- Cihadın metodunun bilinmesi.

 Bu konular tesbit edilmeden cihatın ne olduğu bilinmeyecek ve cihad adına yanlışlıklar yapılacaktır. Cihadın insanlara yanlış öğretilmesi veya bazılarının kasıtlı olarak cihadı gerçek manasından saptırıp tahrif etmesi, İslam ve müslümanlara telafi edilemez zararlar vermiştir ve vermektedir. Cihadı, mukaddes savaş, kafirlere karşı toplu mücadele, Allah için kafirleri yok etmek vb. olarak algılanırsa o zaman İslam dinini zorba ve savaşcı bir din olarak tanıtmamız gerekecektir, yani İslam getirdiği ilahi maarifi insanlara sunarken eğitim- öğretim, tebliğ  yollarını bir kenara bırakıp insanlara Tevhidi kabul ettirmek için yalnız savaş yolunu seçmiş oluyor, bu da insan iradesini elinden almak ve zorlama demektir. İslam’da bu düşünce tarzının ne kadar yanlış olduğunu ispatlamaya gerek bile yoktur. Cihadın ruhunda, savunma yatmaktadır; inancı, Tevhidi ve Hakkı korumak, insanların manevi hayatlarının her türlü şirk, küfür ve putperestlikten arınmasını sağlamak içindir.

 Cihadın hikmet ve felsefesi

 Önemli konulardan biri de cihadın felsefesidir. İslam, cihadı neden farz kılmıştır? Cihad farz kılınmasaydı ne olurdu? Cihadın farz kılınış hikmeti nedir? Bu gibi soruların cevabı cihadın farz kılınış felsefesini ortaya koyacaktır. Kur’an-ı Kerim bu soruların hepsinin cevabını açık ve net birşekilde beyan etmiştir. Aslında cihadın felsefesi hakkında akli olarak hiç bir şüphe ve tereddüt yoktur ama cihad, insanlara yanlış öğretildiğinden, cihadın hikmeti kitaplarda gizli kaldığından ve tahrif edilmiş bir cihad anlayışı topluma sunulduğundan insanlar cihad denilince savaş, kan dökmek, zorbalık ve baskı anlamaktadırlar. Ku’ran’ın beyan ettiği her hükmün, akıl ve mantıkla tamamen bağdaşmasıyla birlikte hikmetinin de beyan edilmesi bütün karanlık noktalara ışık tutup insanları hidayete ulaştırmaktadır.

 1-Cihat, zulüm ve fitneyi yok etmek içindir:   

   ““Şüphe yok ki Allah, inananlardan müşriklerin şerrini defedecek; şüphe yok ki Allah, hainlikte ileri giden nankörlerin hiçbirini sevmez. Kendileriyle savaşa girişilenlere, zulme uğradıklarından dolayı savaşmaya izin verildi ve şüphe yok Allah’ın onlara yardım etmeye gücü yeter elbette”[4]

 “Eğer Allah, insanların bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savmasaydı yeryüzü alt üst olurdu. Fakat Allah’ın bütün alemelere ihsanı var, lütfu vardır.”[5]

 “ Bir fitne kalmayıncaya, din, tamamıyla Allah’ın dini oluncaya dek onlarla savaşın”[6]

 Kur’an-ı Kerim’in, üzerinde önemle durduğu konulardan biri fitne ve fesat meselesidir. Toplumda fitne ve fesadın yok olması dinin öncelikli meselelerindendir. Toplumsal adaletin bozulmasına sebep olan her eylem fesat olarak görülür, insanların barış ve kardeşlik içinde yaşamasını engelleyen her amel fitnedir. Din, her ikisini de yapanları kınıyor ve ahiretteki şiddetli azaba bir çok ayette işaret etmiştir ve hatta toplumda fitne ve fesat çıkarmanın adam öldürmekten daha kötü olduğunu belirtiyor. ”Fitneyse adam öldürmekten daha beterdir.”[7]

 Kur’an, kafir, müşrik ve zalim hükümdarların yeryüzünde fesat çıkarmak için çaba gösterdiklerini belirtiyor, “ Bir işe koyuldu mu yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri yok etmek için çalışır.”[8]

 Allah-u Teala, kalbinde fitne ve fesat çıkarma hastalığı olanları, ilahi maarifi içeren Kur’an ile tedavi etmek istemektedir “ Ey insanlar, rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki dertlere şifa, inananlara hidayet ve rahmet geldi.”[9] Ama insanlar, dinin öğretileri ışığında hak yola girmeyi kabul edip, kalplerindeki hastalıkları tedavi etmedikleri gibi toplumda huzur ve emniyeti, adalet ve kardeşliği bozduklarından dolayı onlara karşı cihad edilmesi gerektiğini emr ediyor. 

 2- Cihad, mabedlerin korunmasını sağlar;

“Ve eğer Allah, insanların bır kısmını bir kısmıyla defetmeseydi, içlerinde Allah isminin çok anıldığı manastırlar da yıkılırdı, havralar da, kiliseler de, mescidler de ve Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder, şüphe yok ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.”[10]

 Cihadın hikmet ve felsefelerinden biri tanesi de mabetlerin korunmasıdır. Bu, mabedlerin ne kadar büyük bir öneme sahip olduklarını gösteriyor. Mabedlerin ibadetten öteye ayrı bir konuma sahip olduğunun bir işaretidir. Mabetler, yanlızca ibadet ve dua için değildir. Mabedler, ilahi maarifin öğretildiği, inananların sosyal dayanışma sağladığı, ilim, irfan, ahlak ve siyaset alanında faaliyet ve çalışmaların yapılması gereken bir merkez ve dini semboldür. Tarih boyunca bu konumunu koruyan mabedler günümüzde bu fonksiyonunu yitirerek maalesef zalim hükümdarların baskı ve zorbalıkları neticesinde onların hedeflerine hizmet vermektedir. Kur’an ‘da mabedler derken sadece camiler zikr edilmemiştir, Hristiyanların kiliseleri ve Yahudilerin havraları ve diğer bütün ilahi mabetler kasdedilmiştir. Hristiyan ve Yahudiler tarih boyunca mabetlerini de peygamberlerin getirdikleri öğretileri tahrif ettikleri gibi tahrif etmiş ve bu tahrif ettikleri ilahi maarifi kilise ve havralara haps etmişlerdir, dolayısıyla kilise ve havralar asla gerçek konumlarını koruyamamışlardır. Günümüzde de aynı oyunu İslam’ın sembolleri olan camilerin üzerinde uygulamaktadırlar. Ayette belirtilen mabedlerin yıkılmasından maksat, mabet olarak yapılan binaların yıkılması değildir, onların içinin boşaltılması, maneviyatının yok edilmesi, gerçek fonksiyonunu yerine getirmesinin engellenmesi ve dinin ayakta kalmasını sağlayan özelliğinin yok edilmesidir. Çünkü günümüz tağuti sistemleri asla mabet yapılmasına karşı değillerdir hatta teşvik edip görkemli yapılmasını dahi istemektedirler ama dinin hizmetinde değil kendilerine hizmet etmek şartıyla. Evet, cihat mabedlerin korunması, yıkılmasını engellemek için farz kılınmıştır, mabetlerin dini açıdan önem ve konumları incelendiği zaman bu ayetin hikmeti daha iyi anlaşılmaktadır.

 3- Cihad, insanların hayrınadır:

“Hoşlanmazsınız, size ağır gelir amma düşmanlarla savaşmak, size farz edilmiştir. Bazı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size.”[11]

 “ İnanırsanız Allah’a ve Peygamberine ve savaşırsanız Allah yolunda  malınızla ve canınızla, işte bu, bilesiniz size daha da hayırlıdır.”[12]

 “ Genciniz, ihtiyarınız, hep beraber savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda savaşın, billirsiniz bu, sizin için daha hayırlıdır.”[13]

İnsanlar, cihadın zahirine bakarak onun gerçek hikmetini öğrenmekten kaçınırlar, cihadı sadece kan dökmek, adam öldürmek olarak algılarlar ama cihadın hem insanın bireysel hem de toplumsal yaşantılarının hayrına olduğunu ve onlara hayat verdiğinin farkında değillerdir. Toplumun bekası, barış ve adaletli bir sosyal hayatın devamı bazılarının yok etilmesine bağlı ise bunun yapılması kınanamayacağı gibi övgü ile karşılanmalıdır.

 4- Cihad ederek şehid olanların günahları bağışlanır:

“ Benim yolumda hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, eziyete uğrayanların , savaşıp vuruşanların, vurulup ölenlerin günahlarını andolsun ki mutlaka örteceğim ve onları kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.”[14]

Cihad, insanın dünyevi hayatının hayrına olduğu ve dünyevi yaşantısının düzene girmesini sağladığı gibi ahiretini de garantiye almasını sağlıyor, dünyada yapmış olduğu günahların bağışlanmasına sebep oluyor ve onların cennete girmelerine vesile oluyor. Resulullah’ın (s.a.a.) buyurduğu gibi “ Dünya, ahiretin tarlasıdır”. İnsan bu dünyada ne yaparsa karşılığını ahirette alacaktır. Dolayısıyla ahiret hayatı asıl yaşam yurdudur. Dünya ise o hayatın şekillenmesini sağlayan amel yurdudur. Allah, insanın her iki hayatını da düzene koymayı irade etmiştir. Cihad edenler, bu amelleriyle günahlarını bağışlatarak ahiret yurdunu abad edenlerdir. 

 5- Cihad imtihan vesilesidir;

“ Yoksa Allah, içinizden savaşanları belli etmeden, sabr edenleri bildirmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?”[15]

 Yaratılışın hikmet felsefelerinden biri de insanların imtahan edilmeleridir. Allah-u Teala insanları dünya hayatlarında bir çok şeyle imtahan eder; kimin iman edip Allah’a itaat ettiği, kimin isyan ederek Allah’ın emirlerini çiğnediği ortaya çıksın ve insanın kendisi buna şahid olsun diye. Cihad da bu imtahan vesilelerinden biridir.

  6- Cihad, azaptan kurtulma vesilesidir.

“ Ey inananlar, size bir alış veriş haber vereyim mi ki elemli azaptan kurtarsın sizi. İnanırsanız Allah’a ve Peygamberine ve savaşırsanız Allah yolunda  malınızla ve canınızla, işte bu, bilesiniz size daha da hayırlıdır.”[16]

 7- Cihad, kafirleri cezalandırma ve inananları sevindirmedir.

“ Savaşın onlarla da Allah, ellerinizle onları azaplandırsın, aşağılasın onları, onlara karşı size ve inanan topluluğun göğüslerini ferahlatsın ve yüreklerindeki gazabı gidersin.”[17]

 8- Cihad, ahidden sonra yeminlerini bozanlara bir uyarıdır.

“ Ahitlerinden sonra gene yeminlerini bozar ve dininizi kınarlarsa kafirliğe baş olanlarla savaşın, şüphe yok ki yeminini tutmayan kimselerdir onlar, belki bu suretle yaptıklarından vaz geçerler.”[18]

 9- Cihad edenler daha üstündür.

“ Müminlerden savaşa katılmayıp oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar eşit olamaz. Allah, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşanları, derece bakımından, oturanlardan üstün etmiştir. Allah, hepsine de iyilikler, güzellikler vaadetti ve Allah üstün etti savaşanları oturanlardan, pek büyük bir ecirle.”[19]

 10- Cihad etmeyenler kınanmıştır.

“ Yeminlerinden dönen ve Peygamberi, ülkesinden çıkarmaya çabalayan ve size karşı ahitlerini ilkin bozan bir toplulukla savaşmazmısınız, korkarmısınız onlardan? İnanmışsanız kendisinden korkulmaya layık olan Allah’tır.”[20]

“ Ne oluyor size ki zayıf ve aciz erkeklerle kadınlar ve çocuklar, rabbimiz, bizi ahalisi zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla deyip dururlarken siz, Allah yolunda savaşmıyorsunuz.”[21]

 11- Cihada teşvik edilmektedir.

“ Ey Peygamber, inananları savaşa teşvik et. Sizden yirmi tane sabırlı er bulunsa onların iki yüzüne galip gelir ve siz yüz kişi olsanız kafirlerin bin tanesine üst gelirsiniz, çünkü onlar, hiç birşeyden anlamaz bir topluluktur.”[22]

 12- Cihattan kaçmanın cezası.

“Ey inananlar, savaşmak üzere kafirlerle onlar toplu bir haldeyken karşılaştınız mı onlara arkanızı dönüp kaçmayın. Ve kim tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek, yahut bir bölüğe ulaşmak niyetinde olmadan öyle bir günde onlara arka çevirir, dönerse muhakkak Allah’ın gazabına uğrayacaktır, yurdu cehennemdir. Ve orası, dönüp varılacak ne kötü bir yerdir.”[23]

 13- Cihad etmek gönül işidir, Allah’ın tevfiki gerekir.

 “Zaten Allah’a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla, canlarıyla savaşacaklarından senden izin istemezler ki ve Allah, çekinenleri tamamen bilir. Senden sadece Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp yürekleri şüpheye düşenler ve şüpheleri içinde tereddüde düşüp bocalıyanlar izin isterler.” [24]

 14- Dünya sevgisi cihat etmekten engelliyor.

 “Ey inananlar, size ne oldu da Allah yolunda savaşa çıkın dendiği zaman olduğunuz yerde mıhlanıp kaldınız. Ahireti bıraktınız da dünya yaşantısına mı razı oldunuz ? Fakat dünya hayatının faydası ahirete nisbetle pek azdır.”[25]

 15- Devamlı cihada hazır olmak.

 “Ey inananlar, ihtiyata ait gereken tedbirleri alın da bölük bölük, yahut hep birlikde ilerleyin. İçinizde mutlaka ağır davranan olacak ve size bir felaket gelip çatınca da diyecek ki: Allah, gerçekten de bana lütfetti de o zaman, onlarla beraber bulunmadım. Size Allah’tan bir lutuf ve ihsan gelince de onunla sizin aranızda hiçbir dostluk yokmuş gibi keşki diyecek, ben de onlarla beraber olsaydım da ben de o büyük lutfa nail olsaydım,ben de muradıma erseydim. Artık Allah yolunda savaşsın dünya yaşayışı yerine ahireti satın alanlar ve kim Allah yolunda savaşır da öldürülür, yahut galebe ederse ona büyük bir ecir vereceğiz.”[26]

 “Allah düşmanlarıyla sıze düşman olanları ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz, fakat Allah’ın bildiği düşmanları korkutmak için onlara karşı kullanmak üzere gücünüzü yettiği kadar kuvvet ve besili at hazırlayın, Allah yolunda ne harcarsanız size karşılığı tamamıyla ödenecektir ve asla zulme uğramayacaksınız.” [27]

 Yukarıda cihad hakkında zikr ettiğimiz ayeti celileler, Kur’an’daki cihad ayetlerinin bazılarıdır. Cihad konusunun incelenip araştırılarak Kur’an’daki gerçek çehresinin ortaya çıkmasına yardımcı olacağını ümit ederiz.


 

[1] Araf / 156.

[2] Bakara / 216.

[3] Nahl / 125.

[4] Hacc / 38-39

[5] Bakara / 251.

[6] Bakara / 193.

[7] Bakara / 217.

[8] Bakara / 204.

[9] Yunus / 57.

[10] Hacc / 40.

[11] Bakara / 216.

[12] Saf / 11.

[13] Tevbe / 41.

[14] Al-i İmran / 195.

[15] Al-i İmran / 142.

[16] Saf / 10-11.

[17] Tevbe / 14-15.

[18] Tevbe / 12.

[19] Nisa / 95.

[20] Tevbe / 13.

[21] Nisa / 75.

[22] Anfal / 65.

[23] Anfal / 15-16.

[24] Tevbe / 44-45.

[25] Tevbe / 38.

[26] Nisa / 71-74.

[27] Enfal / 60.

               
Geri dön

 

 

İslam da CİHAD! İSLAM Barış dİnİ mİ, Savaş dİnİ mİ ? II

Hicretin ikinci yılına kadar Mekke’de kalan müslümanlar hep işkence görüyor, Medine’deki müslümanların  ticaret kervanları yağmalanıyor, İslam’in ilerlemesini engellemek için her yol deneniyordu. 30.11.2004

 

İslam da CİHAD! İSLAM Barış dİnİ mİ, Savaş dİnİ mİ ?

Dini öğretiler konusunda bütün peygamberler aynı düşünür, aynı amel eder ve aynı şeyi tebliğ ederler, cihad konusu da bütün peygamberlerin ortak oldukları bir hükümdür. Cihad emri, yalnız  İslam dininin hükümlerini beyan eden Kur’an’ı Kerim’de zikr edilmemiş, bütün  peygamberlerin getirdikleri şeriat ve kitaplarda da açıklanmıştır ve ilahi dinin temel hükümlerindendir. 12.09.2004

 

   
  Gündem    

AMERİKA'NIN SİYONİST OYUNU

Amerika'nın 1979 İran İslam devrimiyle başlayan, Sovyetler Birliği’nin ve komünizmin yıkılışıyla hızlanan bir siyonist plan ve projesinin var olduğunu bir çok kimse bilmiyordu ve halada bilmiyor. Amerika, komünizmin yıkılışından sonra kendi emperyalist düzenini ve diktatörlüğünü sürdürebilmesi için yeni bir düşman tespit etmesi gerekiyordu....   01.06.2004

 

Amerİka Irak’ta Kukla Arıyor  17.01.2005

Washington devlet yetkilileri, Amerika’yı Irak’ta çok zor bir dönemin beklediği öngörüsünde bulunmuşlardır. Irak Millî Meclisi seçimleri öncesinde öne sürülen bu görüş, seçkin Amerika devlet adamlarından en az beşinin farklı televizyon kanallarında yapmış oldukları röportajlarda dile getirilmiştir.

 

IRAK´DAKI ŞİA GRUPLARI

Tarih boyunca farklı mücadelelere sahne olmuş Irak toprakları günümüzde de çeşitli grupların kendi alanında mücadele verdiği bir ortam sergilemektedir. Bu kutsal toprakların her karışını yiğitlerin izleri ve şehitlerin kanlarının süslediği Irak yine tağutların zulmüne ve...

 

 

 

 

  Siyaset    
  Bilim    
  Yazı Dizisi    
  Kültür - Sanat    
  Soru - Cevap    

 

MUHARREM ÖZEL

 

   

 

SİYASET            

İslamda Devlet Sistemİ

İnsan toplumun temel ihtiyaçlarından biri, toplumu idare edecek, toplumun işlerini düzene koyacak, birey ve toplumun menfaatlerini koruyacak bir devlet ve hükumettir.Toplumun  ve fertlerin çıkarlarını korumak, bireylerin karşılıklı vazifelerini belirlemek...

 

KÜLTÜR            

HUNTİNGTON’NUN YENİ SENARYOSU

1993 yılında Medeniyetler Çatışması (The Clash of Civilizations) adlı tezinin Foreign Affairs´te yayınlanmasından sonra o güne kadar stratejilerini sessizce üreten Harvard Profesörü Samuel P. Huntington, 1996 yılında bu tezinin kitap haline getirilip aynı adla dünya dillerinde basılmasının ardından geleceği en iyi analiz edebilen bilim adamı olarak lanse edilmeye başlandı. 26.06.2004