hakkımızda                           irtibat           

  Anasayfa  

YAZI DİZİSİ

İmam Alİ (a.s.) İle Yücelmek   31.08.2005 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gül mevlidi ve can baharı geldi

Kalk ki, mey sunucusunun bayramı geldi

Susma öyle, çünkü bu hırka

Dünya canına yeniden can geldi

Al eline aşıkların bayrağını

Mülk-i lâ mekan emîri geldi

Gülistan lale aşkıyla yağmur oldu

Yerin ve göğün sultanı geldi [1]

İmam Ali’nin (a.s) hayatı ve şahsiyetinin her aşaması hakkında araştırma yapmak bir zorunluluktur. Çünkü insanlık, olgunluk ve güzellikler o hazretin çehresinde olanca yüceliğiyle görünmektedir.

İmam Ali’nin (a.s) melekutî ve gerçek çehresini görebilmek ve böylesi yüce bir kişiliğin varlıksal boyutlarını anlayabilmek hakîler için oldukça zordur. Her bilge, arif ve filozof, tam anlamıyla hakkın yansıması olan Hz. Ali’yi (a.s), ancak kendi varlık hicabı ve sınırlı varlık aynası oranında anlayabilmiş ve algılayabilmiştir.

Aslında İmam Ali’yi (a.s) olduğu gibi tanımlayabilmek mümkün değildir ve bu bağlamda gayret gösteren herkes, ancak kendi güç ve marifetiyle orantılı olarak çaba sarfederek “güneşi methetmiş” ve “kendi acizliğini” haykırmıştır.

Ali (a.s), eşsiz bir ankadır ki beşer büyüklerinin aklı ona hayrandır 

Anka kimseye av olmaz, topla ağını

Orada her zaman tuzak rüzgârın elindedir

Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed-i Mustafa (s.a.a), o güneşi şöyle tanımlamıştır:

“Adem’e (a.s) ilminde, Nuh’a (a.s) takvasında, İbrahim’e (a.s) hilminde, Musa’ya (a.s) heybetinde, İsa’ya (a.s) ibadetinde bakmak isteyen kimse, Ali b. Ebutalib’in (a.s) yüzüne baksın.”

Müminler Emiri Ali’nin (a.s) şahsiyetinin güneşinden sadece bir nebzenin yansımasıyla İbn-i Eb’il Hadid, Şibli Şemil, Mihail Naime... gibiler şöyle demişlerdir 

Ehl-i Sünnetin kelam, felsefe ve İslam tarihi alanında otoritelerinden biri olan İbn-i Eb’il Hadid şöyle yazmaktadır:

“Ali’nin (a.s) insanî özellikleri yücelik ve meşhurluk açısından zirvededir; bu yüzden de bu bağlamda sözü uzatmak ve detaylandırmak yakışık almaz ve de beyhudedir.

Düşmanlarının bile, yücelik ve erdemlerini inkar edemediği bir şahsiyet hakkında ben ne diyebilirim?! Düşmanları dahi onun yücelik ve üstünlüğünü itiraf etmişlerdir.

Bütün erdemlerin kaynağı olan, her ekol ve grubun kendini ona isnat etmekte yarıştığı şahsiyet hakkında ben ne diyebilirim?! Gerçek şu ki o, bütün erdemlerin öncüsüdür.

Müslüman toplumlarda yaşayan İslam dışı ekoller tarafından bile sevilen ve hatta Müslüman olmayan filozoflarca yücelikle anılan bir şahsiyet hakkında ben ne diyebilirim?!”

Materyalizm ekolünün öncülerinden olan Şibli Şemil şöyle yazmaktadır:

“İmam Ali b. Ebutalib, büyüklerin büyüğüdür; doğunun da batının da ne geçmişte ne de bugün eşine rastlamadığı tek nüshadır.”

Hristiyan yazar ve düşünür Mihail Naime ise şöyle yazmaktadır:

“Hiç bir tarihçi ve hiç bir yazar, ne kadar da güçlü olursa olsun, İmam Ali (a.s) gibi kamil bir insanın çehresini bin sayfalık bir kitapta dahi yansıtamaz; İmam Ali’nin (a.s) dönemi gibi büyük olaylarla dolu bir dönemi şerh edemez.

O yüce insanın düşüncelerini, Allah’ı ile konuşmalarını ve davranış tarzını ne bir kulak duymuş ve ne de bir göz görmüştür. O yüce insanın düşünceleri, hedefleri, söylem ve eylemleri, tarihe kaydedilen el, dil ve kaleminin ürününün çok ötesindedir.” [2]

İmam Ali (a.s) hakkında konuşmak, ilk bakışta düşünceye intikal eden izlenimin aksine, büyük bir şahsiyet hakkında konuşmak değildir; bilakis, insan adı ve suretiyle tarihe doğan bir mücize hakkında konuşmaktan ibarettir.

O hazreti kerameti, namus düşkünlüğü, hilmi, direnişi, korkusuzluğu... eşsiz kılmıştır ve sözlerinden ibaret olan “Nehc’ül Belağa” da ölümsüzdür.

İmam Humeyni (r.a), Hz. Ali (a.s) hakkında şöyle buyurmuştur:

“Bu varlık bir mücizedir ve onun kim olduğu ekseninde konuşulamaz. Herkes kendi anlama kapasitesi ve kendi görüş zarfiyeti oranında bu alanda konuşmuştur. Oysa ki o hazret, bu manaların dışındadır. Yani biz, o hazreti olduğu gibi tanıtacak bir seviyeye ulaşamayız. İnsanlarda mevcut olmayan çelişkili sıfatlar onda mevcuttur. İşte bu nedenledir ki herkes, bu çelişik vasıfların bir tarafından tutmuş ve zannediyor ki İmam Ali (a.s), odur. İrfan meşrebinde olan ve bütün dünyadaki ariflerin öncüsü olan bu insan hükumet işini de yürütmektedir. Oysa ki meşhur arifler yönetim konusundan tümüyle sakınmışlardır. Savaşlarda kahramanlık örneği olan bu insan, zühd ve takva alanında da örnek olmuştur.

Aslında İmam Ali (a.s) farklı boyutlara sahip olduğu için herkes onun bir boyutuna tutunmuş ve gerçek boyutunun da bu tutunduğu, olduğunu sanmıştır. Gerçek şu ki İmam Ali’nin (a.s) gerçek kimliği ve sahip olduğu manevi boyutu, o hazretle aynı düzeyde olanlar dışında kimse keşfedememiştir.

Bizler, bütün düşünürlerin her alanda örnek gördüğü ve saygı duyduğu böyle kamil bir insanın izinde olmalıyız.

İnsan, her hangi bir üstünlük boyutunda örnek gösterecek olsa, o hazreti örnek göstermektedir. İlim, zühd, mustazaflara ve yoksullara acıma, savaş, cesaret ve yiğitlik... gibi alanların tümünde örnek gösterilen insan Ali’dir (a.s).

Bizler, bu yüce insanın İslam’a olan bağlılığından ve her şeyini İslam’a feda edişinden dersler çıkarmalı ve gücümüz yettiğince de o hazrete uymalıyız.”[3]

İmam Ali’nin (a.s) bu vasıf ve özelliklerle tanımlanması, bazılarını şöyle düşünmeye sevk edebilir: İmam Ali (a.s) insan ötesi bir varlık olduğu için yüce Allah, doğuşundan itibaren bu manevi makamları ona vermiştir ve onun Allah’a yakın olma hususundaki gayret ve çabasının hiç bir etkisi olmamıştır. O hazretin sahip olduğu bütün kemal ve erdemler Allah vergisidir, haliyle bizler asla onun gibi hareket edemeyiz ve yaşantımızı da asla o hazretle kıyaslamama- mız gerekmektedir.

Böylesi bir düşünce tarzı doğru değildir. Gerçek şu ki İmam Ali (a.s), insan ötesi bir varlık değil, sadece üstün bir insandır. İnsan ötesi bir varlık, insanlar için güzel bir örnek olamaz. İnsan, bir meleği örnek alamaz ve haliyle de ona uyamaz. Ayrıca Kur’an’ın açık vurgusu uyarınca insan, Allah’ın mukarreb meleklerinden dahi üstün bir varlıktır. Çünkü insan, kendi seçimi, liyakati, sıkıntı ve zorluklara göğüs germesi sonucu bu makama yücelmiştir. Buna binaen İmam Ali (a.s) ile aynı türden olan biz hakî insanlar da kendimizi o üstün insanla ölçmeli ve ona yakınlaştırmaya gayret etmeliyiz. [4]

İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeyni (r.a), çok kısa bir cümlede önemli ve dakik bir konuya dikkat çekmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Manevi makamlar, atama yoluyla kazanılacak şeyler değildir. Tam anlamıyla İmam Ali (a.s) gibi olabileceğimizi ve o hazretin katettiği bütün kemal makam ve aşamalarını katedebileceğimizi de sanmamalıyız. Çünkü İmam Ali (a.s) kendi türünün zirvesi ve ulaşılamayacak bir makamdır; aynı zamanda da güzel bir örnektir. Bu örneğe doğru hareket etmeye gayret etmeliyiz.”[5]

İnkılab rehberi Ayetullah Hamenei de Allame Tabatabai’den naklen şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlara ‘Bana doğru gelin!’ diyen İmam, bir dağın doruğunda olup dağın eteğinde olan insanlara ‘Bu tarafa doğru gelin!’ diyen birine benzemektedir. Bu, dağın eteğinde olan insanların tümünün, doruğa ulaşacakları anlamına kesinlikle gelmez. Doruktaki insan, insanların yanlış yöne sapmaması, aşağıya doğru hareket etmemesi için kendi bulunduğu noktaya doğru hareket edilmesi gerektiğini haykırır ve sadece hareket yönünü belirler.” [6]

Şehid Mutahhari’nin bu bağlamdaki buyruğu ise şöyledir:

“Biz insanlar, kamil bir insanın Şiası olmalıyız. Şia; İmam Ali’yi (a.s) izleyen kimse anlamınadır. İnsan sadece sözle Şia olamaz, insan sadece sevmekle Şia olamaz; bu sadece izlemekle gerçekleşebilir. İzlemek de beraberliktir. Yürüyen birini izlemeniz, onunla birlikte olmanız veya ardısıra hareket etmeniz izlemektir. Ali (a.s) Şiası, amel noktasında Ali’yi (a.s) izleyen kimsedir.” [7]

Kur’anî terimleri açıklayan sözlüklerde şöyle geçmektedir:

“Şiilik, uymak anlamınadır; Ali (a.s) Şiası da, Ali’nin (a.s) imametini kabul eden ve o hazretin amaçları doğrultusunda ona iktida edenlerden ibarettir.” [8]

Şehid Mutahhari, Nebevî Siyer kitabında, konuyla ilintili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Hz. Ali’nin (a.s) şahsiyeti, bizler için olgunluğu tanıma ve o yönde hareket kaynağıdır. ‘O Ali’dir (a.s), bizi onunla kıyaslamayın! Onların suyu ve toprağı başkadır, onları şehir ve diyarları da başkadır.’diyemeyiz.

Böyle bir düşünce, bir toplum için veba hastalığından binlerce kat daha beterdir. ‘Ali, Ali’dir.’ mantığı doğru varsayılacak olsa, bir ömür boyu Ali’nin üstünlük ve yüceliğini bizlere anlatsalar bile bizim için örnek olmayacak ve bizlere bir şeyler öğretmeyecektir. Bu, aynen insan ile meleğin kıyaslanmasına benzeyecektir. Meleklerin kendi alemlerindeki üstünlüğü anlatılacaktır ve biz de ‘Bizi ne ilgilendiriyor.’ Diyecek ve kesinlikle onları örnek almayacağız.

İmam Ali (a.s) kamil bir insandır ve insanlığın bütün üstünlük ve özelliklerine sahiptir. O da diğer insanlar gibi açlık hisseder ve yemek yer, susar ve su içer, uykuya ihtiyaç duyar ve cinsellik garizesi vardır. İşte bundan dolayı da önder ve imamdır, eğer bunlar olmasaydı önder olamazdı.” [9]

Öyleyse bizler her ne derecede İmam Ali’nin (a.s) her yönlü şahsiyetini tanıyacak olsak, kamil insanı tanımış oluruz. İnsan-ı kamil, bütün insanî alanlarda insanî değerlerin tümünün kahramanıdır. Burada Dr. Şehid Çemran’dan güzel bir anıyı anımsatmak isteriz: Bir gün Şehit Çemran’ın eşi, kocasından şikayet eder ve “Niye bu kadar zahidane bir hayat yaşamaktasın? Kendini niye bu kadar sıkıyorsun, sen Ali (a.s) değilsin ya? Kimse Ali (a.s) olamaz, sadece Hz. Ali (a.s) öyle yaşadı ve bitti.” der.

Şehid Çemran bunun üzerine şöyle der:

“Hayır, bu doğru olamaz. Böyle düşüncelerle İslam’da olgunluk yolunu kapatmış olursunuz. Oysa ki olgunluk yolu açıktır ve Peygamberimiz (s.a.a), ‘Benim ayak bastığım her yere ümmetim de ayak basabilir; ancak herkes kendi gücü oranında bunu yapar.’ buyurmuştur.” [10]

 

IQRAA-Araştırma


[1] İmam Humeyni’nin divanı, s: 96

[2] Nehc’ül Belağa’nın Tercüme ve Tefsiri, Muhammed Taki Caferi, s: 171

[3] İmam Humeyni Açısından İmamet ve İnsan-ı Kamil, s: 307

[4] Ümmet ve İmamet, Ali Şeriati, s: 97-98

[5] Sahife-i Nur, c: 20, s: 28

[6] İnkılab Rehberinin 26.01.1370 tarihli konuşması

[7] İnsan-ı Kamil, Murtaza Mutahhari, Sadra Yayınları, s: 7

[8] Kamus-i Kur’an, Seyyid Ali Ekber Kureşi, c: 4, s: 95

[9] Nebevî Siyer, Murtaza Mutahhari, Sadra Yayınları, s: 32

[10] Şehid Çemran’ın Hayatı, Fetih Rivayeti yayınları, s: 52


 

 

Geri dön

 

 

   
  Gündem      

Resulullah (s.a.a.) ve Kur’an  29.04.2005

Hz. Muhammed’in (s.a.a) en büyük özelliklerinden biri Allah’ın, Kur’an’ı O hazrete öğretmesi ve Kur’an’ı, O’nun mubarek kalbine indirmiş olmasıdır. Resulullah’ın (s.a.a) ilmi siresinin azametini tanımanın tek yolu Kur’an’ın hakikatini tanımaktır.


KURAN’DAKI RESULULLAH (S.A.A) 29.04.2005

1- Ahlak Sembolü : Ahlak, insanın gerçek kişiliğini oluşturur; hem bu dünyada, hem kabir aleminde, hem de ahirette insandan ayrılmayan devamlı yanında olan sıfatlarıdır. İnsanın kimliğini onun ahlakı oluşturur, insanın soyunun nasıllığı da bu kimliğinden belli olur.


 

  Siyaset    
  Bilim    
  Yazı Dizisi    
  Kültür - Sanat    
  Soru - Cevap    

 

MUHARREM ÖZEL

 

   

 

SİYASET            

İslamda Devlet Sistemİ

İnsan toplumun temel ihtiyaçlarından biri, toplumu idare edecek, toplumun işlerini düzene koyacak, birey ve toplumun menfaatlerini koruyacak bir devlet ve hükumettir.Toplumun  ve fertlerin çıkarlarını korumak, bireylerin karşılıklı vazifelerini belirlemek...

 

KÜLTÜR            

HUNTİNGTON’NUN YENİ SENARYOSU

1993 yılında Medeniyetler Çatışması (The Clash of Civilizations) adlı tezinin Foreign Affairs´te yayınlanmasından sonra o güne kadar stratejilerini sessizce üreten Harvard Profesörü Samuel P. Huntington, 1996 yılında bu tezinin kitap haline getirilip aynı adla dünya dillerinde basılmasının ardından geleceği en iyi analiz edebilen bilim adamı olarak lanse edilmeye başlandı. 26.06.2004